Talep daralması işletmeleri kriz yıllarından beter vurdu.
Ekonomik durumun en önemli göstergelerinden birisi olan iş yerlerinin kapanma oranı, son 25 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Bu yılın Ocak-Mayıs döneminde, açılan her 100 iş yerine karşılık 54 iş yeri kapandı, açılan her 100 ticari küçük iş yerine karşılık da 148 iş yeri kapandı.
Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden yararlanılarak yapılan çalışmaya göre, şirket ve kooperatiflerle firmalardan oluşan işletmeler ekonomideki gelişmelerden olumsuz etkilendi.
Dünya ekonomisinde yaşanan yavaşlamanın yansımaları, memur maaşlarının satın alma gücündeki azalma, Çin faktörü, iş yerlerinin SSK prim yükü, kredi geri ödemelerindeki sıkıntıların da aralarında bulunduğu nedenlerle sıkıntı yaşayan işletmeler, geleceğe ilişkin de umut taşımayınca çareyi kapıya kilit vurmakta buldu.KRİZ YILLARINDAN BETERAraştırmada, şirket ve firmalardan oluşan işletmelerin ekonomik krizlerin yaşandığı yıllarda bile bu derecede kötü etkilenmedikleri ifade edildi.
Araştırmaya göre, ekonomik bozulmadan işletmelerin en fazla etkilendikleri 1989 yılında, iş yerlerinin kapanma oranı yüzde 51,2 olmuştu. Bu yıldan sonra kapanma oranları azalma eğilimine girdi.
1994 krizinde açılan her 100 işletmeye karşılık 20 iş yeri kapanırken, 2001 krizinde bu sayı 35'e yükseldi. 2007 yılında yüzde 32,3 olan kapanma oranı, bu yılın ilk beş ayında yüzde 54,4'e yükseldi. Bu dönemde, şirket ve kooperatifler ile, bunların dışında kalan ticari işletmeler olmak üzere toplam 47 bin 393 iş yeri açılırken, 25 bin 785 iş yeri kapandı.
Söz konusu dönemde yönetim şekli ''şirket'' ve ''kooperatif'' olan iş yerlerinde kapanma oranı yüzde 18 olurken, 24 bin 723 şirket ve kooperatif açıldı, 4 bin 450 şirket ve kooperatif kapandı.
Şirketler içerisinde kapanma oranı en yüksek olanlar limited şirketler oldu. 2008 yılı Ocak-Mayıs döneminde limited şirketlerinde kapanma oranı yüzde 89,7 olarak gerçekleşti. Aynı dönemde, kapanma oranı Anonim şirketlerde yüzde 7,5, kolektif şirketlerde binde 8, kooperatiflerde de yüzde 2 oldu.
TİCARİ İŞLETMELER ÇÖKTÜ
Şirket ve kooperatiflerin dışında kalan küçük işletmelerde, Ocak-Mayıs döneminde 22 bin 670 iş yeri açılırken, 21 bin 335 işyeri kapandı. Ticari işletmelerde kapanma oranı yüzde 94 seviyesine çıktı.
Küçük işletmelerin faaliyet gösterdikleri ekonomik alanlara bakıldığında ise en yoğun kapanmaların, toptan ve perakende ticaretle uğraşan iş yerlerinde olduğu görüldü. Tarım dışı istihdamın deposu olarak görülen toptan ve perakende ticaret yapan iş yerlerinde kapanma oranı yüzde 148,1'e çıktı. Bu alanda 2008 yılının Ocak-Mayıs döneminde 11 bin 271 ticari firma açılırken, kapanan ticari firma sayısı 16 bin 694 oldu.
Ekonomik bozulmadan ikinci sırada etkilenen küçük işletmeler tarım sektöründe faaliyet gösterenler oldu. Daha çok hane şeklindeki işletmelerden oluşan Türkiye tarımı son yıllarda uygulanan destekleme politikaları nedeniyle sürekli kan kaybederken, 2008 yılının 5 aylık döneminde firma haline gelebilmiş olan tarım işletmeleri de kötü etkilendi ve kapanma oranı yüzde 137,7 oldu.
KAYNAK: MynetHaber
28 Haziran 2008 Cumartesi
Sarkozy ’Fransa nasıl büyür’ raporu hazırlattı, içinden Türkiye çıktı
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin ’Büyüme gelmezse ben giderim’ sözünü tutmak için Jacques Attali’ye hazırlattığı raporun ikinci sayfasında Türkiye adres gösterildi."Yüzde 11’lik kalkınma gösteren Türkiye ucu bucağı olmayan bir pazar ve büyük potansiyel" denilen rapor ’Fransa’nın Türkiye’ye ve AB üyeliğine bakışı değişir mi’ tartışmasını başlattı
GöREVE geldiğinde "Büyüme gelmezse ben giderim" diyen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy bu sözünü tutmak için Mitterrand’ın 16 yıllık ekonomi danışmanı Jacques Attali’yi bir rapor hazırlaması için görevlendirdi. Büyümenin önündeki engellerin araştırılması için 43 kişilik bir komisyon kuran Attali sonunda raporu tamamlayıp teslim etti. Attali raporunun ikinci sayfasında Türkiye adres gösterilerek, "Yüzde 11’lik kalkınma gösteren Türkiye ucu bucağı olmayan bir pazar. Nüfusunun üçte ikisi 25 yaşın altında olan Türkiye büyük potansiyel taşıyor" denildi. Raporda Afrika ve ve Latin Amerika’nın yıllık yüzde 5 büyüdüğüne dikkat çekilirken, çin,Hindistan ve Rusya da potansiyeli ile dikkat çeken ülkeler arasında gösterildi.MEKTUPLA YARDIM İSTEDİ: Büyüme hedefi koyduğu Fransa’nın global krizden etkilenmesini engellemek isteyen Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Jacques Attali’den yardım talebini bir mektup ile yaptı. 1 Ağustos 2007 tarihli mektubuna hükümetinin rekabet ve büyüme potansiyeli açısından acı çektiğini belirterek başlayan Sarkozy, sorunları şu şekilde sıraladı: "AB ülkelerinde büyüme yüksek. İşsizlik ise düşüyor. Bizde mesleki eğitimde problemler var. Araştırma eforu yetersiz kalıyor. Sosyal mobilite düşük ve zaman içinde rant birikimi oluştu. Fransa rötar yapıyor. Dünyadaki konumu tehlikede." BAKANLIKLAR EMRİNİZDE: Fransa’daki büyümenin nasıl artırılabileceğinin incelenmesini talep eden Sarkozy, Attali’den Fransa’nın küresel ekonomiye entegrasyonunun sağlanabilmesi için engellerin nasıl kaldırılabileceğini araştırmasını istedi. Mektubunda "Bir reform süreciyle ilgili tüm öneri ve önlemler için Bakanlıklar emrinizde" diyen Sarkozy bu iş için farklı ekonomik ve sosyal duyarlılıkları olan bir komisyon oluşturulmasını talep etti. 43 kişilik bu komisyon Ekim ayında ara raporu, Aralık sonunda da nihai raporu Sarkozy’ye teslim etti.çOĞUNLUK TüRKİYE DEDİ: Raporun ikinci sayfasında Türkiye ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi önerisi götüren komisyon öğretim üyelerinden bankacılara, özel sektör çalışanlarından sivil toplum örgütlerine kadar çok sayıda kişiden oluşuyor. Raporda Türkiye’nin önerilmesi de hem komisyonun çoğunluğunun bu fikri onayladığını gösteriyor. Hem de AB ve siyasilere mesaj olarak yorumlanıyor. Fransa’da krizlere karşı rapor geleneği bir tampon görevi görüyor. Tartışmalara bir komisyon kararı ile nokta koyan devlet adamları, hazırlanan raporlara da harfiyen uymaya çalışıyor. Bu son rapor da ’Fransa, Türkiye’nin AB üyeliğine yeşil ışık yakar mı’ tartışmalarını gündeme getiriyor. Türban sorunu da raporla çözülmüştüFRANSA’nın krizlere yönelik rapor yöntemi ekonomik kalkınma raporu ile sınırlı değil. Bundan önce de liselere türban ile girilmesi konusunda çıkan tartışmalar hazırlanan bir rapor ile çözümlenmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ’Liseler 18 yaş altı bireylerden oluşur. Dinsel semboller ideolojik saplantı yapabilir. Türban, haç gibi her türlü dinsel obje yasaklanmalıdır" diyen Stassi raporuna dayanarak tartışmalara son vermeyi başarmıştı. Bu metodun başarılı olması raporlamayı bir yöntem haline getirdi.Fransa’yı büyütecek 8 hedef ve 20 karar
1. HEDEF: Gençlik bilgi ekonomisine ve risk almaya hazırlanacak.İlkokullarda dil, okuma, İngilizce ve bilgisayar kullanımını mümkün kılınmalı.
10 büyük kampus açılmalı.
2. HEDEF: Fransa dünya ekonomisinin büyümesine katkıda bulunacak ve şampiyon olacak.
Nanoteknoloji, dijital gibi geleceğin alallarında iyi yer kapılması sağlanmalı.
50 bin kişiden az nüfuslu maksimum çevresel şartlara sahip 21’inci yüzyılın şehri oluşturulmalı.
Evlere yüksek bantlı iletişim imkanı sağlanmalı.
Mali merkezler, limanlar, havalimanları gibi tüm altyapı geliştirilmeli.
3. HEDEF: Fransız firmaların rekabet gücünü artırmak.
Dolaylı ve dolaysız vergilerin kolaylıkla toplanması sağlanmalı ve küçük şirketler için basit vergi yapısı oluşturulmalı.
20 işçiden az kişi çalıştıran şirketlerin yönetim mekanizması için ajans oluşturulmalı.
4. HEDEF: Tam istihdam sağlanacak.İşçi ve patron sendikalarının temsil mekanizması modernleştirilmeli.
Gençlerin istihdamı için harekete geçilip her yıl işe alımların istatistik sunumu çıkartılmalı.
İşgücü maliyeti azaltılmalı.ücretli çalışanların istediği yaşa kadar çalışmasına izin verilmeli.
5. HEDEF: Rant ayrıcalıkları kaldırılıp sosyal hareket teşvik edilecek.
Ticari faaliyetlerde fiyat serbestisi dahil olmak üzere serbestik sağlanmalı.
Rekabeti sınırlandırılmış meslek alanları rekabete açılmalı.
Uluslararası ve ülke içinde coğrafi yer değiştirme imkanları kolaylaştırılmalı.
6. HEDEF: Giderek artan bireylerin istihdamını kapsayan sorunlara çözüm getirilecek.
İş arayanların tabi tutulduğu mesleki eğitimler bir kontrat altında yapılmalı ve katılanlara ücret ödenmeli.İş akitlerinin anlaşmalı bozulması kolaylaşmalı.
7. HEDEF: Kurumsal yönetim büyüme hizmetine sunulacak.
Kamu hizmetleri bağımsız kuruluşlarca yönlendirilmeli ve denetlenmeli.
4 idari kademe üçe düşürülmeli.
8. HEDEF: Şimdiki hayat düzeni gelecek nesillerin gelirinden çalınarak kurulmayacak.
Her yıl bütçe harcamalarının milli gelirdeki payı yüzde 1 azaltılmalı.
KAYNAK:Hürriyet, 07-02-2008 07.20 (TSİ)
GöREVE geldiğinde "Büyüme gelmezse ben giderim" diyen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy bu sözünü tutmak için Mitterrand’ın 16 yıllık ekonomi danışmanı Jacques Attali’yi bir rapor hazırlaması için görevlendirdi. Büyümenin önündeki engellerin araştırılması için 43 kişilik bir komisyon kuran Attali sonunda raporu tamamlayıp teslim etti. Attali raporunun ikinci sayfasında Türkiye adres gösterilerek, "Yüzde 11’lik kalkınma gösteren Türkiye ucu bucağı olmayan bir pazar. Nüfusunun üçte ikisi 25 yaşın altında olan Türkiye büyük potansiyel taşıyor" denildi. Raporda Afrika ve ve Latin Amerika’nın yıllık yüzde 5 büyüdüğüne dikkat çekilirken, çin,Hindistan ve Rusya da potansiyeli ile dikkat çeken ülkeler arasında gösterildi.MEKTUPLA YARDIM İSTEDİ: Büyüme hedefi koyduğu Fransa’nın global krizden etkilenmesini engellemek isteyen Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Jacques Attali’den yardım talebini bir mektup ile yaptı. 1 Ağustos 2007 tarihli mektubuna hükümetinin rekabet ve büyüme potansiyeli açısından acı çektiğini belirterek başlayan Sarkozy, sorunları şu şekilde sıraladı: "AB ülkelerinde büyüme yüksek. İşsizlik ise düşüyor. Bizde mesleki eğitimde problemler var. Araştırma eforu yetersiz kalıyor. Sosyal mobilite düşük ve zaman içinde rant birikimi oluştu. Fransa rötar yapıyor. Dünyadaki konumu tehlikede." BAKANLIKLAR EMRİNİZDE: Fransa’daki büyümenin nasıl artırılabileceğinin incelenmesini talep eden Sarkozy, Attali’den Fransa’nın küresel ekonomiye entegrasyonunun sağlanabilmesi için engellerin nasıl kaldırılabileceğini araştırmasını istedi. Mektubunda "Bir reform süreciyle ilgili tüm öneri ve önlemler için Bakanlıklar emrinizde" diyen Sarkozy bu iş için farklı ekonomik ve sosyal duyarlılıkları olan bir komisyon oluşturulmasını talep etti. 43 kişilik bu komisyon Ekim ayında ara raporu, Aralık sonunda da nihai raporu Sarkozy’ye teslim etti.çOĞUNLUK TüRKİYE DEDİ: Raporun ikinci sayfasında Türkiye ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi önerisi götüren komisyon öğretim üyelerinden bankacılara, özel sektör çalışanlarından sivil toplum örgütlerine kadar çok sayıda kişiden oluşuyor. Raporda Türkiye’nin önerilmesi de hem komisyonun çoğunluğunun bu fikri onayladığını gösteriyor. Hem de AB ve siyasilere mesaj olarak yorumlanıyor. Fransa’da krizlere karşı rapor geleneği bir tampon görevi görüyor. Tartışmalara bir komisyon kararı ile nokta koyan devlet adamları, hazırlanan raporlara da harfiyen uymaya çalışıyor. Bu son rapor da ’Fransa, Türkiye’nin AB üyeliğine yeşil ışık yakar mı’ tartışmalarını gündeme getiriyor. Türban sorunu da raporla çözülmüştüFRANSA’nın krizlere yönelik rapor yöntemi ekonomik kalkınma raporu ile sınırlı değil. Bundan önce de liselere türban ile girilmesi konusunda çıkan tartışmalar hazırlanan bir rapor ile çözümlenmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ’Liseler 18 yaş altı bireylerden oluşur. Dinsel semboller ideolojik saplantı yapabilir. Türban, haç gibi her türlü dinsel obje yasaklanmalıdır" diyen Stassi raporuna dayanarak tartışmalara son vermeyi başarmıştı. Bu metodun başarılı olması raporlamayı bir yöntem haline getirdi.Fransa’yı büyütecek 8 hedef ve 20 karar
1. HEDEF: Gençlik bilgi ekonomisine ve risk almaya hazırlanacak.İlkokullarda dil, okuma, İngilizce ve bilgisayar kullanımını mümkün kılınmalı.
10 büyük kampus açılmalı.
2. HEDEF: Fransa dünya ekonomisinin büyümesine katkıda bulunacak ve şampiyon olacak.
Nanoteknoloji, dijital gibi geleceğin alallarında iyi yer kapılması sağlanmalı.
50 bin kişiden az nüfuslu maksimum çevresel şartlara sahip 21’inci yüzyılın şehri oluşturulmalı.
Evlere yüksek bantlı iletişim imkanı sağlanmalı.
Mali merkezler, limanlar, havalimanları gibi tüm altyapı geliştirilmeli.
3. HEDEF: Fransız firmaların rekabet gücünü artırmak.
Dolaylı ve dolaysız vergilerin kolaylıkla toplanması sağlanmalı ve küçük şirketler için basit vergi yapısı oluşturulmalı.
20 işçiden az kişi çalıştıran şirketlerin yönetim mekanizması için ajans oluşturulmalı.
4. HEDEF: Tam istihdam sağlanacak.İşçi ve patron sendikalarının temsil mekanizması modernleştirilmeli.
Gençlerin istihdamı için harekete geçilip her yıl işe alımların istatistik sunumu çıkartılmalı.
İşgücü maliyeti azaltılmalı.ücretli çalışanların istediği yaşa kadar çalışmasına izin verilmeli.
5. HEDEF: Rant ayrıcalıkları kaldırılıp sosyal hareket teşvik edilecek.
Ticari faaliyetlerde fiyat serbestisi dahil olmak üzere serbestik sağlanmalı.
Rekabeti sınırlandırılmış meslek alanları rekabete açılmalı.
Uluslararası ve ülke içinde coğrafi yer değiştirme imkanları kolaylaştırılmalı.
6. HEDEF: Giderek artan bireylerin istihdamını kapsayan sorunlara çözüm getirilecek.
İş arayanların tabi tutulduğu mesleki eğitimler bir kontrat altında yapılmalı ve katılanlara ücret ödenmeli.İş akitlerinin anlaşmalı bozulması kolaylaşmalı.
7. HEDEF: Kurumsal yönetim büyüme hizmetine sunulacak.
Kamu hizmetleri bağımsız kuruluşlarca yönlendirilmeli ve denetlenmeli.
4 idari kademe üçe düşürülmeli.
8. HEDEF: Şimdiki hayat düzeni gelecek nesillerin gelirinden çalınarak kurulmayacak.
Her yıl bütçe harcamalarının milli gelirdeki payı yüzde 1 azaltılmalı.
KAYNAK:Hürriyet, 07-02-2008 07.20 (TSİ)
17 Haziran 2008 Salı
AB'den 2 ileri,1 geri
Türkiye'de siyasi krizin iyice tırmandığı bu günlerde Dışişleri Bakanı ve Baş Müzakereci Ali Babacan'ın katılımıyla Lüksemburg'da yapılan Türkiye-AB Hükümetleraras Konferans'ta "Şirketler Hukuku" ve "Fikri Mülkiyet Hukuku" olmak üzere, iki başlık daha müzakereye açıldı. AB Dönem Başkanı Slovenya'nın Dışişleri Bakanı Dimitrij Ruppel'in de hazır bulunduğu Lüksemburg'daki konferansta iki başlık daha müzakereye açıldı. Böylece, Slovenya Başkanlığı sona ermesine iki hafta kala düzenlenecek konferansta her başkanlık döneminde iki fasıl açılması, adeta gelenek hale getirilmiş olacak. Ankara'nın birçok faslın teknik olarak müzakereye hazır olduğunu belirtmesine karşın AB tarafı, son dönemde her dönem başkanlığında iki başlığı açmakla yetiniyor. Böylece, Türkiye'nin müzakere süreci önemli ölçüde yavaşlatılmakla birlikte yine resmen sürdürülüyor. Geçen Perşembe günü Brüksel'de toplanan AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), Türkiye ile iki faslın daha müzakereye açılmasına onay verdi. Böylece, açılan başlıkların sayısı, 8'ye çıkacak. Lüksemburg'da Türkiye ile birlikte Ekim 2005'de üyelik müzakerelerinin resmen açılan Hırvatistan ile de Hükümetlerarası Konferansı yapılacak. Ancak Hırvatistan'ın müzakere süreci, Türkiye'ye göre çok daha hızlı ilerliyor. Nitekim, şimdiye kadar
18 başlığı açan Hırvatistan'ın gelecek yıl katılıma hazır olacağı ifade ediliyor.
Bir başlık geçici kapatıldı
Türkiye, şimdiye kadar açılan 6 başlıktan sadece 2006 yılının ilk yarısında Avusturya Dönem Başkanlığı sırasında açılan "Bilim ve Araştırma" faslının geçici olarak kapatılmasını sağladı. 2007 yılının ilk altı ayında Almanya'nın Dönem Başkanlığı sırasında "İşletmeler ve Sanayi Politikası", "İstatistik" ve "Mali Kontrol" olmak üzere üç başlık daha açıldı. Bunun ardından Portekiz Dönem Başkanlığında "Tüketicinin ve Sağlığının Korunması" ve "Trans Avrupa Şebekeleri" fasıllarında da müzakereler başlatıldı. Buna karşın, Türkiye'nin limanlarına Rumlara açmadığı gerekçesiyle sekiz başlık, Aralık 2006'daki AB Zirvesi'nde donduruldu. Buna ek olarak Fransa, müzakereleri engellemeyeceğini her fırsatta vurgularken yine "imtiyazlı ortaklık" seçeneğini de öngörmediği gerekçesiyle beş başlık açılmasını veto etmeyi sürdürüyor.
KAYNAK: http://internethaber.com/news_detail.php?id=145630
18 başlığı açan Hırvatistan'ın gelecek yıl katılıma hazır olacağı ifade ediliyor.
Bir başlık geçici kapatıldı
Türkiye, şimdiye kadar açılan 6 başlıktan sadece 2006 yılının ilk yarısında Avusturya Dönem Başkanlığı sırasında açılan "Bilim ve Araştırma" faslının geçici olarak kapatılmasını sağladı. 2007 yılının ilk altı ayında Almanya'nın Dönem Başkanlığı sırasında "İşletmeler ve Sanayi Politikası", "İstatistik" ve "Mali Kontrol" olmak üzere üç başlık daha açıldı. Bunun ardından Portekiz Dönem Başkanlığında "Tüketicinin ve Sağlığının Korunması" ve "Trans Avrupa Şebekeleri" fasıllarında da müzakereler başlatıldı. Buna karşın, Türkiye'nin limanlarına Rumlara açmadığı gerekçesiyle sekiz başlık, Aralık 2006'daki AB Zirvesi'nde donduruldu. Buna ek olarak Fransa, müzakereleri engellemeyeceğini her fırsatta vurgularken yine "imtiyazlı ortaklık" seçeneğini de öngörmediği gerekçesiyle beş başlık açılmasını veto etmeyi sürdürüyor.
KAYNAK: http://internethaber.com/news_detail.php?id=145630
14 Haziran 2008 Cumartesi
Humeyni'yi Seviyorum,Atatürk'ü Sevmiyorum...
Fatih Altaylı: Sizin Facebook'ta bir siteniz mi var? Kevser adlı arkadaşımızın Facebook adlı paylaşım sitesinde İran devriminde Ayetullah Humeyni’nin fotoğrafları yer alıyor. Doğru mu?
Kevser Çakır: Bir tane fotoğrafı var evet. Evet, seviyorum ve saygı duyuyorum.
Fatih Altaylı : Ama o Şii . Humeyni’nin nesini seviyorsun?
Kevser Çakır: Şii olması önemli değil. Benim için Müslüman biri. Hümeyni’yi seviyorum.
Fatih Altaylı: Ama İran'da baskı rejimi var.
Kevser Çakır: Ama İran'daki rejimi ben desteklemiyorum
Fatih Altaylı: Ama kurucusu Humeyni.
Kevser Çakır: Humeyni’nin aynı görüşleri sahip olması anlamına gelmez bu. Ben Humeyni'yi seviyorum şahsen.
Fatih Altaylı: Sen seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Evet seviyorum.
Fatih Altaylı: Atatürk’ü seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum.
Atatürk'ün yetkiyi padişahtan alırken yani saraydan alırken laik bir Cumhuriyet kurmak için aldığını düşünmüyorum. Halk o zaman islami değerler için savaştı. Nitekim Kurtuluş Savaşı’nın başlaması da Kahramanmaraş’ta Fransız askerlerinin Nene Hatun'un başörtüsüne uzanmasıyla olmuştur.
Fatih Altaylı: Maraş’la Erzurum’u birbirine karıştırdın.
Nuray Bezirgan: Her neyse. Maraş’ta Fransız askerleri bir kadının örtüsüne saldırıyor. Sütçü İmam buna karşı ilk ateşi açıyor. Böylelikle Kurtuluş savaşı başlıyor. Sonuçta cepheye cephanelik taşıyan kadınlar o dönemin insanları, o dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz hep Müslüman insanlar.
Fatih Altaylı: Peki bu ülkenin Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen bir adamı niye Humeyni kadar sevmiyorsun. Bunu merak ettim. Eğer Atatürk olmasaydı burada belki de İngilizler vardı, Fransızlar vardı.
Nuray Bezirgan: Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı. Zaten mesele bu yani. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa benden Atatürk'ü sevmemi bekleyemezsiniz.
Kevser Çakır: Yani bir insanın ismi üzerinden ideolojik bir kurgu oluşturulmaya çalışıldığı için bunlar oluyor. İyi Bir asker. Bunu biliyoruz.
Fatih Altaylı: Bu ülkeyi düşmanlardan arındırma sebebi. En azından bir minnet duygun yok mu?
Kevser Çakır: İyi bir asker biliyoruz.
Fatih Altaylı: Bugün sizin savunduğunuz özgürlükçü, cumhuriyeti kuran sizin temsil ettiğiniz iradenin, bugün iktidar olmasına olanak veren de rejimi kuran da yine Atatürk değil mi? Camileri de kapatmamış.
Nuray Bezirgan: Benim fikirlerimİ savunucak parti kurulamaz Türkiye’de. Zaten bu yasak. Benim fikirlerimi herhangi bir parti savunmaya kalktığı zaman parti kapatılır.
Müslümanlar haklarını elde etmek için gece gündüz çabalarlar. Birileri gelir parlementonun azıcık bir özgürlük tanımlamasına bile Atatürk adına, Cumhuriyetcilik adına, demokrasi adına ne adına olursa olsun özgürlüklerimizi elimizden alır.
Ben tamamiyle özgür olduğum hak ve özgürlüklerimin kısıtlanmadığı bir sistem istiyorum.Mesela siz nasıl ki başörtülü hakim bir hanımdan rahatsız olacağınızı söylüyorsanız ben sizin, mesela bu fikrinizin temelde Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet'te bizlerin hep tehdit olarak sizlere sunulmasından kaynaklandığını düşünüyorum.
Fatih Altaylı: Hayır ondan kaynaklanmıyor. Sizin “siz, biz” demenizden kaynaklanıyor.
Siz islami inançları sizin tarafınızda yaşamayan veya sizin gibi algılamayan insanları farklı görüyorsunuz. Sen, Recep Tayyip Erdoğan ve başkaları "siz- onlar, biz-onlar" dediğiniz zaman kendimi kötü hissediyorum.
Nuray Bezirgan: Sizin inancınız ne olduğu beni ilgilendirmiyor. Benim ilgi alanım değil. Kişi istediği dine sahip olur ya da olmaz yada dinsizdir. Bu benim size ikinci sınıf vatandaş olarak göreceğim anlamına gelmez. Ama Fatih Bey siz başörtülü bir hakimden rahatsız olduğunuzu söylüyorsunuz
Fatih Altaylı: Önyargılı olur diye rahatsız olurum.
Nuray Bezirgan: Tabii ki. Önyargınızın temelinde 85 yıldır yürütülen laik sistemin dayatmalarının olduğunu düşünüyorum. Biz hiçbir zaman özgür olamadık. Hiçbir zaman kendimizi ifade edemedik. Siz hiçbir zaman başörtülü bir hakim tarafından yargılanmadınız. Dolayısıyla bu şekilde düşünüyorsunuz.
Fatih Altaylı: Senin rejimden istediğin ne? Üniversiteye gitmen, kamusal alanda görev yapman dışında ne isteğin var?
Nuray Bezirgan: Ben başörtümle birlikte sosyal hayatta da var olmak istiyorum.
Video Linki: http://video.aol.com/video-detail/humeyniyi-seviyorum-ataturku-sevmiyorum/1455269975
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9151285.asp?top=1
Kevser Çakır: Bir tane fotoğrafı var evet. Evet, seviyorum ve saygı duyuyorum.
Fatih Altaylı : Ama o Şii . Humeyni’nin nesini seviyorsun?
Kevser Çakır: Şii olması önemli değil. Benim için Müslüman biri. Hümeyni’yi seviyorum.
Fatih Altaylı: Ama İran'da baskı rejimi var.
Kevser Çakır: Ama İran'daki rejimi ben desteklemiyorum
Fatih Altaylı: Ama kurucusu Humeyni.
Kevser Çakır: Humeyni’nin aynı görüşleri sahip olması anlamına gelmez bu. Ben Humeyni'yi seviyorum şahsen.
Fatih Altaylı: Sen seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Evet seviyorum.
Fatih Altaylı: Atatürk’ü seviyor musun?
Nuray Bezirgan: Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum.
Atatürk'ün yetkiyi padişahtan alırken yani saraydan alırken laik bir Cumhuriyet kurmak için aldığını düşünmüyorum. Halk o zaman islami değerler için savaştı. Nitekim Kurtuluş Savaşı’nın başlaması da Kahramanmaraş’ta Fransız askerlerinin Nene Hatun'un başörtüsüne uzanmasıyla olmuştur.
Fatih Altaylı: Maraş’la Erzurum’u birbirine karıştırdın.
Nuray Bezirgan: Her neyse. Maraş’ta Fransız askerleri bir kadının örtüsüne saldırıyor. Sütçü İmam buna karşı ilk ateşi açıyor. Böylelikle Kurtuluş savaşı başlıyor. Sonuçta cepheye cephanelik taşıyan kadınlar o dönemin insanları, o dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz hep Müslüman insanlar.
Fatih Altaylı: Peki bu ülkenin Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen bir adamı niye Humeyni kadar sevmiyorsun. Bunu merak ettim. Eğer Atatürk olmasaydı burada belki de İngilizler vardı, Fransızlar vardı.
Nuray Bezirgan: Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı. Zaten mesele bu yani. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa benden Atatürk'ü sevmemi bekleyemezsiniz.
Kevser Çakır: Yani bir insanın ismi üzerinden ideolojik bir kurgu oluşturulmaya çalışıldığı için bunlar oluyor. İyi Bir asker. Bunu biliyoruz.
Fatih Altaylı: Bu ülkeyi düşmanlardan arındırma sebebi. En azından bir minnet duygun yok mu?
Kevser Çakır: İyi bir asker biliyoruz.
Fatih Altaylı: Bugün sizin savunduğunuz özgürlükçü, cumhuriyeti kuran sizin temsil ettiğiniz iradenin, bugün iktidar olmasına olanak veren de rejimi kuran da yine Atatürk değil mi? Camileri de kapatmamış.
Nuray Bezirgan: Benim fikirlerimİ savunucak parti kurulamaz Türkiye’de. Zaten bu yasak. Benim fikirlerimi herhangi bir parti savunmaya kalktığı zaman parti kapatılır.
Müslümanlar haklarını elde etmek için gece gündüz çabalarlar. Birileri gelir parlementonun azıcık bir özgürlük tanımlamasına bile Atatürk adına, Cumhuriyetcilik adına, demokrasi adına ne adına olursa olsun özgürlüklerimizi elimizden alır.
Ben tamamiyle özgür olduğum hak ve özgürlüklerimin kısıtlanmadığı bir sistem istiyorum.Mesela siz nasıl ki başörtülü hakim bir hanımdan rahatsız olacağınızı söylüyorsanız ben sizin, mesela bu fikrinizin temelde Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet'te bizlerin hep tehdit olarak sizlere sunulmasından kaynaklandığını düşünüyorum.
Fatih Altaylı: Hayır ondan kaynaklanmıyor. Sizin “siz, biz” demenizden kaynaklanıyor.
Siz islami inançları sizin tarafınızda yaşamayan veya sizin gibi algılamayan insanları farklı görüyorsunuz. Sen, Recep Tayyip Erdoğan ve başkaları "siz- onlar, biz-onlar" dediğiniz zaman kendimi kötü hissediyorum.
Nuray Bezirgan: Sizin inancınız ne olduğu beni ilgilendirmiyor. Benim ilgi alanım değil. Kişi istediği dine sahip olur ya da olmaz yada dinsizdir. Bu benim size ikinci sınıf vatandaş olarak göreceğim anlamına gelmez. Ama Fatih Bey siz başörtülü bir hakimden rahatsız olduğunuzu söylüyorsunuz
Fatih Altaylı: Önyargılı olur diye rahatsız olurum.
Nuray Bezirgan: Tabii ki. Önyargınızın temelinde 85 yıldır yürütülen laik sistemin dayatmalarının olduğunu düşünüyorum. Biz hiçbir zaman özgür olamadık. Hiçbir zaman kendimizi ifade edemedik. Siz hiçbir zaman başörtülü bir hakim tarafından yargılanmadınız. Dolayısıyla bu şekilde düşünüyorsunuz.
Fatih Altaylı: Senin rejimden istediğin ne? Üniversiteye gitmen, kamusal alanda görev yapman dışında ne isteğin var?
Nuray Bezirgan: Ben başörtümle birlikte sosyal hayatta da var olmak istiyorum.
Video Linki: http://video.aol.com/video-detail/humeyniyi-seviyorum-ataturku-sevmiyorum/1455269975
Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9151285.asp?top=1
Sezon Bitimi...
AEGEE-Ankara Uluslararasi Politika Çalışma Grubu olarak koskocaman bir seneyi bitirdik.Bir çok konuyu tartıştık,bir çok konuk ağırladık...Gelişmeler oldukça blogumuzdan konuları takip edebilir, olaylar hakkında yorumlarınızı iletebilirsiniz...
Mutlu bir tatil geçirmeniz dileğiyle.. :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)