19 Nisan 2009 Pazar

Eyaletler: 'ABD'den ayrılalım' diyor

Eyaletler: 'ABD'den ayrılalım' diyor


Texas Valisi, ABD hükümetine karşı, "eyalet haklarını" hatırlatan dikkat çekici bir konuşma yaptı, bağımsızlık imasında bulundu. Konuşması sırasında, "birlikten ayrılalım!" sloganları atıldı.

16/04/2009

Cumhuriyetçi muhafazakar gruplar tarafından ABD'nin dört bir tarafında düzenlenen "çay partisi (tea party)" eylemlerinin en dikkat çekeni ve en üst düzey katılımlısı Texas'ta yapıldı. Eyleme bizzat katılan Texas Valisi Rick Perry, Amerikan federal hükümetine karşı, "eyalet haklarını" hatırlatan dikkat çekici bir konuşma yaptı, bağımsızlık imasında bulundu. Texas Valisinin konuşması kalabalıkça sık sık, "birlikten ayrılalım!" sloganlarıyla kesildi. Eyaletteki üç ayrı çay partisi eylemine katılan Perry, eyalet başkenti Austin'deki mitingde, Washington'daki yetkililerin ABD'nin kurucu babalarının sınırlı hükümet prensibini çiğnediğini savundu. Federal hükümetin Amerikalıları vergiler, kamusal harcamalar ve borçlarla boğduğunu söyledi. Eyleme katılanların çoğunluğu ellerinde Barack Obama'nın 787 milyar dolarlık ekonomiyi canlandırma paketi ile alay eden pankart ve dövizler taşıdı. Eyleme katılanları "vatanseverler" olarak niteleyen Perry'nin gösteri sonrası medya mensuplarına yaptığı açıklamada, Texaslıların sabırları taştığında birlikten ayrılmak isteyebilecekleri uyarısında bulunması ise büyük yankı yaptı.

"Birçok farklı senaryolar" var diye konuşan Perry, "Harika bir birliğimiz var. Kesinlikle bunu bozmak için bir neden yok. Ancak Washington Amerikan insanının hayatına bu şekilde burnunu karıştırmaya devam ederse ne olacağını kim bilebilir. Texas oldukça özel bir eyalet ve oldukça bağımsız olduğumuz birçok konu var" dedi. Texas'ın ABD'ye 1845 yılında katıldığını hatırlatan Perry, bu katılımda yapılan anlaşmanın eyalete istediği zaman birlikten çekilme hakkı verdiğini de iddia etti. Ancak Texas eyalet kütüphane ve arşiv komisyonu, birliğe katılma anlaşmasında, çekilme hükmü bulunmadığını açıkladı. Texas, Amerikan iç savaşı sırasında 1861 yılında birlikten ayrıldı ancak 3 yıl sonra birlik yanlısı kuzeylilerin zaferinden sonra yeniden ABD'ye katılmıştı.

Eyalet Hakları tartışması da kızışıyor

ABD Anayasasının 1791 yılında kabul edilen 10'ncu değişik maddesi(10th Amendment) eyalet haklarını federal hükümete karşı garanti altına alıyor. Ancak son yıllarda, federal hükümetin anayasal yetkilerini aşarak eyaletlere ait hak ve yetkilere müdahale ettiği yönünde şikayetler artıyor. Özellikle bazı güney eyaletleri, eyalet hakları (state rights) konusunda oldukça duyarlı. Texas Valisi Rick Perry, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir toplantıda da, "Milyonlarca Texaslı, Washington DC'nin buraya kadar gelerek bize Texas'ı nasıl yönetmemizi söylemesinden bıkmıştır. Federal hükümetin, vatandaşlarımızın hayatına ve eyalet haklarına müdahalede yetkilerini aştığına inanıyorum" diye konuştu. Cumhuriyetçi taban özellikle, OBama yönetiminin vergi politikası ile ekonomiyi canlandırmak için yapmayı planladığı kamusal harcamalarının, federal devleti büyütmeye yönelik olduğu gerekçesiyle ülke çapında çay partisi eyemleri yapıyor. Amerikalı koloniler, İngiltere Kralının çay vergisine karşı çıkarak 16 Aralık 1773 günü Boston'a gelmiş 3 gemi dolusu çayı, Boston limanına dökmüşlerdi. Tarihe Boston Çay Partisi olarak geçen bu eylem, ABD'nin İngiltere'den bağımsızlık mücadelesinin kıvılcımı sayılıyor.

Kuzey Güney savaşı da eyalet hakları tartışmasından çıkmıştı

ABD, 1860'lı yıllarda yaşadığı iç savaşa kadar gevşek bir federasyon şeklindeydi. Ancak Abraham Lincoln'un güney eyaletlerinde köleliği yasaklayan kararı, kölelik uygulamasını devam ettiren güney eyaletleri tarafından, federal devletin yetki aşımı olarak yorumlandı. Bu sebeple Amerika Birleşik Devletlerinden ayrılan güney eyaletleri Virginia eyaletinin başkenti Richmond şehrini başkent kabul eden Konfederasyon Devletini ilan ettiler. Bunun üzerine kuzeydeki "Birlik eyaletleri" ile güneydeki "konfederasyon eyaletleri" arasında 4 yıl süren iç savaş başladı. Abraham Lincoln'un başkanlığındaki birlik eyaletlerinin kazanmasıyla ABD birliği yeniden tesisi edildi. Ancak federal hükümetin yetkileri de iç savaş öncesine göre daha fazla arttı. Bu sebeple Lincoln, ABD'nin ikinci kurucusu kabul ediliyor.

2 Aralık 2008 Salı

Piri Reis'ın Haritası Rusları Şok Etti



Uydu Fotoğrafları Kadar Kusursuz Piri Reis'in haritaları Rusları da şaşkına uğrattı. 'Bunlar uydu fotoğrafları kadar kusursuz' diyen Rus uzmanlar, Antarktika ve takımada çizimlerine ise akıl sır erdiremedi Rus uzmanlar, ünlü Osmanlı denizcisi ve alimi Piri Reis'in yaklaşık 500 yıl önce hazırladığı haritasının dünyanın uydudan çekilen fotoğrafları kadar eksiksiz ve mükemmel olduğunu söyledi. Önceki gün yayımlanan haberinde


Piri Reis'e geniş yer ayıran Komsomolskaya Pravda Gazetesi, onun haritasından yola çıkarak 10 bin yıl önce Antarktika'da insanların yaşadığını yazdı. Gazete, haritada Şili kıyıları, And Dağları ve Afrika'nın o döneme kadar eşi görülmemiş şekilde ayrıntılı haritasının yer aldığını belirterek, "Türk amiralin haritasında, keşfinden 300 yıl önce Antarktika ile ancak 1958'de bulunan takımadalar da var " ifadesini kullandı. Trigonometri Bilmecesi Rus tarihçi Sergey Manukov ise Piri Reis'in 1513'te çizdiği haritasının benzerini hazırlamanın ancak dünyanın uydudan çekilmiş fotoğraflarıyla mümkün olduğunu söyledi. Rus uzman, " Aslında harita da fotoğrafa çok benziyor. Sanki, bir uydu aracı çizimi yapılan bölgenin üzerinde dolaşarak fotoğrafını çekmiş. Özellikle güney yarımküre inanılmaz ayrıntılı" dedi. Manukov , Piri Reis 'in trigonometri bilmeden böyle bir harita hazırlamasının mümkün olmadığını, ancak trigonometrinin 18'inci yüzyılda kullanılmaya başlanmasının şaşırtıcı bir durum olduğunu söyledi. Komsomolskaya Pravda Gazetesi , "Günümüzde bazı haritalardaki yanlışların


Piri Reis'in haritasına bakılarak düzeltildiği biliniyor. Türk amiral ölümünden yüzyıllar sonra hâlâ konuşuluyor" diye yazdı.

Türk Cumhuriyetleri'ne vize kalkıyor

Türk Cumhuriyetleri'ne vize kalkıyor
Türkiye, komşularıyla geliştirdiği ekonomik, siyasi ilişkileri en üst düzeye çıkarmayı hedefliyor. Ankara, bu amaca ulaşmak için dün önemli bir adım attı.
Abdullah Gül, bütün Türk cumhuriyetleri ile vizenin kalkacağı müjdesini verdi. Kayseri'de seçim öncesi yabancı ve . Tek taraflı olarak kalkacak vize uygulamasına göre Türk cumhuriyetlerinden Türkiye'ye vizesiz gelinebilecek. Bu uygulamanın komşu ülkelerle geliştirilen köklü ilişkilerin bir parçası olduğuna işaret eden Bakan Gül, süreci şöyle anlattı: "Son 3 ay içerisinde önce Körfez ülkelerindeki bütün büyükelçileri Türkiye'ye davet ettim. Seçim kararı alınmadan önce. Bütün Körfez ülkelerini davet ettim. Onlarla bütün politikalarını görüştük. Nasıl daha çok onların sermayesini Türkiye'ye çekeriz? Nasıl yatırımlar artar? İlişkiler nasıl artar? Buna göre bir rapor çıkarttık. Ondan sonra bütün Balkan ülkelerindeki büyükelçilerimizi çağırdık. Sonra bütün Türk dünyasındaki büyükelçilerimizi çağırdık. Bir ay önce geldi hepsi. Bütün bunlarla uzun uzun konuştuk. Büyük projeleri konuştuk. İran ile doğalgaz falan bütün bunları konuştuk. Bazı şeyler kaçıyor elimizden. Onun üzerine bütün büyükelçileri enerji bakanımıza gönderdik. Neler eksik ne yapabiliriz, diye kararlar aldık. O kararların uygulanmasının neticesidir bu." Kuveyt, Suudi Arabistan, Gürcistan ile de vizelerin kaldırıldığını hatırlatan Gül, "Türkiye bütün Türklerin de bütün Müslümanların da ikinci evi haline geldi." diye konuştu. İran ile yapılan açılımın da bununla ilişkisi olduğunu belirten Gül, büyük bir enerji diplomasisi yürütüldüğünü kaydetti. Enerji Bakanı Hilmi Güler'in konuyla ilgili çok uğraştığını ifade eden Gül, "Büyük bir enerji diplomasisi yürütülüyor. Bunu neticesi olarak biz Türk cumhuriyetleri ile bütün vizelerin kaldırılmasını söyledik." dedi.
İkinci Mavi Akım olabilir
Komşuların tümü ile benzer ilişkiler geliştirmek istediklerini vurgulayan Gül, "Türkiye, bu bölgenin en cazip ülkesi, herkesin ikinci evi haline geldi . Büyük işadamları Türk vatandaşı oluyor. Komşularla ticaret 3 misli arttı. Bütün bunların etkisi var." şeklinde konuştu. Rusya ile ciddi stratejik ilişkiler yürütüldüğüne, aynı zamanda arada tatlı bir rekabetin de olduğuna işaret eden Gül, "Putin'in çok güzel bir tarifi var. Çok boyutlu işbirliği. Rusya ile işbirliğimize çok önem veriyoruz. Trakya üzerinden Bulgaristan, Yunanistan üzerinden Ege Denizi'ne boru hattı yapıyorlar, bizim de tabii başka tercihlerimiz oluyor. Biz Mavi Akım'ı yapıyoruz. Hatta Mavi Akım'ın ikincisi bile ileride gündeme gelebilir. Enerji giderek önem kazanacak." ifadelerini kullandı.
AKEL'den ümitli değilim
Güney Kıbrıs'ta AKEL liderinin başa gelmesi durumunda bu partiden ümitli olmadığını belirten Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Açıkçası çok ümitli değilim. Onun için bizim yapmamız gereken biz Kıbrıs Türklerinin ekonomisini güçlendireceğiz. Kıbrıs Türklerinin morali güçlenecek. Güvenini güçlendireceğiz. Türkiye ile Kıbrıs Türkleri arasındaki anlaşmaları kökleştireceğiz. Kıbrıs Türkleri Kıbrıs Rum kesimine imrenmeyecekler. Bu çok önemli. Daha önce imreniyorlardı. Çok güvenemiyorum AKEL'e." diye konuştu.

5 Kasım 2008 Çarşamba

Amerika'nın Yeni Başkanı



Obama-McCain nefes nefese



ABD halkı dün 44. başkanını seçmek için sandık başına gitti. Sandık çıkış anketlerine göre, yeni başkanı belirlemekte büyük etkisi olacak kritik eyaletlerden Indıana'da kıran kırana bir mücadele yaşanıyordu

Amerikan halkı dün, bütün dünyanın yakından izlediği başkanlık seçimleri için sandığa gitti. ABD'nin ilk siyahi başkanı olarak tarih yazmaya hazırlanan ve anketlere son ana kadar önde giden Demokratik Parti'nin adayı Barack Obama, erken oylamalardan da Cumhuriyetçi rakibi John McCain karşısında avantajlı çıktı.ABD'nin 44. başkanının belirlendiği seçimde, kritik eyaletlerden Indiana’da gazetemizin baskıya hazırlandığı sırada yapılan sandık çıkış anketleri, Obama’nın az farkla McCain’in önünde gittiğini gösteriyordu.Bazı eyaletlerde bir haftadır yapılan "erken ve postayla oy verme” işlemlerinde yaklaşık 29 milyon seçmen oy kullanırken, dün de 100 milyona yakın seçmenin sandıkta oy kullanması bekleniyordu.Seçimin en kritik eyaletlerinden Kuzey Carolina’da toplam seçmenin yüzde 41’e yakını erken oy verdi. Geleneksel olarak Cumhuriyetçi Parti'yi destekleyen Kuzey Carolina'da, erken oylarda Obama, McCain’in 20 puan önünde gidiyordu.Colorado’da da öndeSeçmenin yüzde 56’sının oyunu 4 Kasım'dan önce kullandığı Colorado eyaletinde de az farkla da olsa Obama'nın önde olduğu belirtildi. Şimdiki Başkan George W. Bush, 2004 seçimlerinde rakibi John Kerry'yi Colorado’da erken oylarda 8 puan farkla geçmiş ve sonuçta 4 puan farkla kazanmıştı.2000’in şaibeli seçimlerine ev sahipliği yapan Florida’da da erken oy verme sürecinde 4.1 milyon seçmen oy kullandı. Bu oyların yüzde 46’sı Demokratik Parti’ye yüzde 38’i Cumhuriyetçilere gitti.ABD'de seçim gününde sandıkları ilk önce açan iki kasabada da Obama galip geldi. New Hampshire eyaletinin Dixville Notch kasabasında, kayıtlı 21 seçmenin 15'i Obama'ya, 6'sı McCain'e oy verdi. 2004 seçimlerinde Bush'a oy veren bu kasaba, 1968'den bu yana ilk kez bir Demokrat adayı desteklemiş oldu. New Hampshire'ın Hart's Location kasabasında da Obama'ya 17, McCain'e 10 oy çıktı.

20 Ocak’ta işe başlayacakABD’li seçmenler dün verdikleri oylarla ülkelerini 4 yıl boyunca yönetecek olan liderlerini belirleseler de Barack Obama’nın yemin ederek göreve başlaması ancak 20 Ocak’ta mümkün olacak. Süreçteki tarihler şöyle: 9 Aralık: Eyaletlerin seçimle ilgili anlaşmazlıkları çözmesi için son gün.15 Aralık: ABD Başkanı ve yardımcısını seçmek için delegeler kendi eyaletlerinde toplanacak.24 Aralık: Delegelerin oylarını kullanmaları için son gün. 6 Ocak: Kongre, delege oylarının sayımı için toplanacak. Adaylardan hiçbiri, başkan seçilmek için gerekli olan 270 oya ulaşamazsa, Temsilciler Meclisi, Başkan’ı, Senato ise Başkan Yardımcısı’nı seçecek.20 Ocak: Yeni ABD Başkanı yemin ederek göreve başlayacak. DIŞ HABERLER SERVİSİ
Yeni başkan en önemli görüşmelerini Oval Ofis’te yapacak.

Anneannesi ölmeden oy vermişObama’yı büyüten anneannesi Madelyn Payne Dunham, önceki gün 86 yaşında kanserden hayatını kaybetmişti. Hawaii’de yaşayan Dunham’ın ölmeden önce oyunu posta yoluyla kullandığı ve oyun geçerli sayılacağı belirtildi.Obama, önceki gün Kuzey Carolina’daki bir mitingde anneannesinin öldüğünü, “Evine döndü” sözleriyle açıklamış ve gözyaşlarını tutamamıştı.

PORTRETarihe geçecek mi?Barack Obama, seçilmesinin kesinleşmesi halinde ABD’nin ilk siyahi başkanı olarak tarihe geçecek. Kendisiyle aynı adı taşıyan Kenyalı bir baba ile Ann Dunham adlı Kansaslı beyaz bir annenin oğlu olan Obama, 4 Ağustos 1961 Hawaii doğumlu. Hawaii Üniversitesi’nde tanışıp evlenen çift, Obama 2 yaşındayken boşandı. Harvard Üniversitesi’nde burslu okuyan baba, daha sonra Kenya’ya döndü ve hükümet için çalıştı.Obama 6 yaşındayken, annesi bu kez bir Endonezyalıyla evlendi, aile Cakarta’ya taşındı. Endonezya’da yaşadığı 4 yıl boyunca laik ve Hıristiyan okullarına giden Obama, daha sonra büyükanne ve büyükbabasıyla yaşayacağı Hawaii’ye döndü; eğitimine burada devam etti.New York’taki Columbia Üniversitesi’nde Siyasal Bilimler okuyan Obama, 1988’de Harvard Hukuk Fakültesi’ne girdi, buradaki öğrenciliği sırasında “Harvard Law Review” dergisinin ilk Afrika kökenli Amerikalı yöneticisi oldu.1996-2004 yılları arasında Illinois Eyalet Senatörü olan Obama, 2004 yılında da ABD Senatosu’na seçildi. Bu zaferinin ardından medyanın ilgisini çeken Obama, Washington’ın en gözde isimlerinden biri haline geldi. Obama’nın iki kitabı, çok satanlar listesine girdi.Barack Obama, 2007 başında başkan aday adayı olduğunu ilan etmesiyle birlikte, diğer aday adayı, eski ABD Başkanı Bill Clinton’ın eşi Hillary Rodham Clinton ile uzun süreli bir mücadeleye girişmiş ve sonunda zaferini ilan etmişti.
Michigan'da Coleman Gençlik Merkezi'ndeki oy kuyruğunda bekleyen seçmenler.
REKOR KATILIM ABD’deki seçimlerde 1960’tan beri ilk kez bu kadar yüksek katılım oldu. Özellikle seçim sonucuna büyük etkide bulunması beklenen kritik eyaletlerde oy kullanma oranının "görülmemiş" düzeyde olduğu açıklandı. Bu eyaletler arasında yer alan Virginia ve Missouri'de kayıtlı seçmenlerin yaklaşık yüzde 40'ı sandıkların açılmasından iki saat sonra oylarını kullandı. Ohio eyaletinde de oy verme işleminin başlamasından itibaren yaklaşık 5 saat içerisinde bu oran yüzde 80'i buldu. Bazı eyaletlerde bir haftadır yapılan "erken ve postayla oy verme” işlemlerinde yaklaşık 29 milyon seçmenin oy kullanmasıyla rekor sayıya ulaşıldı. Gazetemizin baskıya girdiği dakikalarda tüm ülke geneli için kesin bir rakam açıklanmazken, 130 milyon civarında ABD'linin oy kullanması bekleniyordu.



Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/Dunya/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=dunya&KategoriID=2&ArticleID=1011907&Date=05.11.2008&b=Obama-McCain%20nefes%20nefese


17 Ekim 2008 Cuma

Türkiye'nin üyeliği kabul edildi


A.A/DHA

Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyeliği kabul edildi.
Türkiye, Batı Avrupa bölgesinden aday olduğu 2009-2010 BM Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyeliğine, grubunda en fazla oyu alarak seçildi.
Türkiye, 192 ülkenin oy kullandığı 1. tur seçimlerde gerekli olan üçte iki çoğunluk olan 128 oyun çok üzerinde, 151 oyla BMGK üyesi oldu.
Aynı grupta Avusturya da 132 oy alarak seçilmiş oldu. İzlanda ise gerekli olan 128 oyun altında kalarak 87 oyla elendi.
Diğer bölgesel gruplarda ise Afrika bölgesinden Uganda (tek aday), Latin Amerika ve Karayibler bölgesinden Meksika (tek aday) ve Asya grubunda Japonya (İran'ı geride bırakarak) BMGK'nin 2009-2010 dönemi üyesi oldu.
Türkiye, 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren BMGK'nin yeni üyesi olarak görev yapacak.
Türkiye, Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine adaylığını 21 Temmuz 2003 tarihinde açıklamıştı.
BM Güvenlik Konseyinde 1951-1952, 1954-1955 dönemlerinde ve son olarak da 1961 yılında Polonya ile paylaştığı bir yıllık yarı dönemde yer alan Türkiye, 47 yıldır konseyde temsil edilmiyordu.

18 Eylül 2008 Perşembe

Yeni Dönem


Sevgili AEGEE-Ankara ahalisi,


Yine,yeni,yeniden bir dönem başlıyor...Bu sene daha iyi şeyler yapacağımıza inanarak,herkese güzel bir sene dileriz...



~Uluslararası Politika Çalışma Grubu~

2 Ağustos 2008 Cumartesi

AEGEE-Ankara, İstanbul’daki bombalı terör saldırısını kınıyor

AEGEE-Ankara, İstanbul Güngören’de 27 Temmuz günü gerçekleşen korkunç terör saldırısını şiddetle kınıyor.
AEGEE-Ankara olarak İstanbul Güngören’de meydana gelen, 17 kişinin yaşamını yitirmesine ve 150 kişinin yaralanmasına sebep olan hain saldırıya ilişkin Türk halkının derin üzüntüsünü paylaşıyor; saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine başsağlığı dileklerimizi iletiyor ve yaralıların en kısa zamanda sağlıklarına kavuşmalarını diliyoruz.
Barış ve istikrar için kuruluşundan bu yana, 23 yıldır çalışan ve bu konu üzerinde çeşitli projelere imza atan bir organizasyon olarak İstanbul’daki bu korkunç saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Şiddetin, her ne amaçla olursa olsun, kabul edilemeyeceği ve sivillere yönelik bir saldırının meşru kılınamayacağını savunuyoruz.
AEGEE-Ankara olarak vurgulamak isteriz; bu korkunç saldırı bir kez daha göstermiştir ki, terörizme karşı uluslar arası bir tepkinin ve terörü engellemek için uluslar arası bir çabanın önemli olduğu açıktır.

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Rumlar Türkiye'yi BM ve AB'ye şikayet etti

Güney Kıbrıs Rum lideri Dimitris Hristofyas, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC ziyaretinin "yasadışı ve tahrikkar" olduğunu ileri sürerken, Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu ise, Rum hükümetinin Türkiye'yi Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği (AB) nezdinde protesto ettiğini ve kınadığını açıkladı.
Ankara'nın yapıcı rol üstlenmek bir yana, iç sorunları sebebiyle daha sert bir tutum takındığını savunan Kipriyanu, buna rağmen Rum tarafının yeni çözüm sürecinin devamını istediğini kaydetti.
Yunan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ise, "20 Temmuz 1974, bize sadece Kıbrıs Türk askeri işgalini değil, AB üyesi bir ülkenin 34 yıldır devam eden topraklarının işgalini de hatırlatıyor" iddiasında bulundu. Bakoyanni, artık Kıbrıs'ta BM ve AB anlaşmaları temelinde, tek hâkim devlet, tek soydaşlık ve tek uluslararası kimliğe dayalı, iki bölgeli ve iki toplumlu adil ve işler bir federasyon çözümüne ulaşılması gerektiğini söyledi.
Ankara'nın sergilediği yaklaşımla çözüm sürecini çıkmaza sürüklemekten kaçınması gerektiğini savunan Bakoyanni, "Kıbrıs'ta bugünkü status quo kabul edilemez. Her iki toplum da değişerek, Kıbrıs'ın AB üyelik zenginliklerinden istifade edebilmeli." dedi.
Yunanistan Anamuhalefet partisi Pasok'un lideri Yorgo Papandreu, Erdoğan'ın Kıbrıs çıkarmasını "uluslararası hukukun açık ihlali olarak" değerlendirdi. Papandreu, Türkiye'nin adadan askerini çekerek çözüm sürecine katkıda bulunması çağrısı da yaptı.
Erdoğan'ın KKTC ziyaretine ilişkin en ağır eleştiri ise aşırı sağcı LAOS partisi lideri Yorgos Karacaferis'ten geldi. Hakaret ve küfür içeren açıklamalar yapan Karacaferis, "Erdoğan, tercihleri ve psikolojik durumunu gizlemiyor. Bazıları ise ona yakışacak "h..tir" çekmeye korkuyor." dedi.
Diğer yandan 20 Temmuz 1974 harekâtı ve sonrasında yaşanan gelişmeleri konu alan "Kıbrıs Evleri" başlıklı serginin açılışında konuşan Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Kipros Hrisostomos, "Tarihimizi bilmek zorundayız. Aksi takdirde geçmişin hatalarını tekrar etmeye mahkûm oluruz." diye konuştu.
Türkiye'nin barış harekâtında Yunanistan'ın oynadığı rol ve sorumlulukları üzerine bir konuşma yapan Atina Gazeteciler Birliği üyesi Nikos Filis ise, "Sergi, geçmişe takılı kalmamızı değil, hatalarımızı anlamaya ve imkanlarımızı uluslararası anlaşmalar ve insan haklarına saygı gösterme temelinde, gerçeğe nasıl dönüştürebileceğimizi hatırlamaya yardımcı oluyor" dedi.

KAYNAK:Kıbrıspostası, 20-07-2008 10.00 (TSİ)

28 Haziran 2008 Cumartesi

'Kriz yok' krizden beter haldeyiz

Talep daralması işletmeleri kriz yıllarından beter vurdu.
Ekonomik durumun en önemli göstergelerinden birisi olan iş yerlerinin kapanma oranı, son 25 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Bu yılın Ocak-Mayıs döneminde, açılan her 100 iş yerine karşılık 54 iş yeri kapandı, açılan her 100 ticari küçük iş yerine karşılık da 148 iş yeri kapandı.
Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden yararlanılarak yapılan çalışmaya göre, şirket ve kooperatiflerle firmalardan oluşan işletmeler ekonomideki gelişmelerden olumsuz etkilendi.
Dünya ekonomisinde yaşanan yavaşlamanın yansımaları, memur maaşlarının satın alma gücündeki azalma, Çin faktörü, iş yerlerinin SSK prim yükü, kredi geri ödemelerindeki sıkıntıların da aralarında bulunduğu nedenlerle sıkıntı yaşayan işletmeler, geleceğe ilişkin de umut taşımayınca çareyi kapıya kilit vurmakta buldu.KRİZ YILLARINDAN BETERAraştırmada, şirket ve firmalardan oluşan işletmelerin ekonomik krizlerin yaşandığı yıllarda bile bu derecede kötü etkilenmedikleri ifade edildi.
Araştırmaya göre, ekonomik bozulmadan işletmelerin en fazla etkilendikleri 1989 yılında, iş yerlerinin kapanma oranı yüzde 51,2 olmuştu. Bu yıldan sonra kapanma oranları azalma eğilimine girdi.

1994 krizinde açılan her 100 işletmeye karşılık 20 iş yeri kapanırken, 2001 krizinde bu sayı 35'e yükseldi. 2007 yılında yüzde 32,3 olan kapanma oranı, bu yılın ilk beş ayında yüzde 54,4'e yükseldi. Bu dönemde, şirket ve kooperatifler ile, bunların dışında kalan ticari işletmeler olmak üzere toplam 47 bin 393 iş yeri açılırken, 25 bin 785 iş yeri kapandı.
Söz konusu dönemde yönetim şekli ''şirket'' ve ''kooperatif'' olan iş yerlerinde kapanma oranı yüzde 18 olurken, 24 bin 723 şirket ve kooperatif açıldı, 4 bin 450 şirket ve kooperatif kapandı.
Şirketler içerisinde kapanma oranı en yüksek olanlar limited şirketler oldu. 2008 yılı Ocak-Mayıs döneminde limited şirketlerinde kapanma oranı yüzde 89,7 olarak gerçekleşti. Aynı dönemde, kapanma oranı Anonim şirketlerde yüzde 7,5, kolektif şirketlerde binde 8, kooperatiflerde de yüzde 2 oldu.

TİCARİ İŞLETMELER ÇÖKTÜ
Şirket ve kooperatiflerin dışında kalan küçük işletmelerde, Ocak-Mayıs döneminde 22 bin 670 iş yeri açılırken, 21 bin 335 işyeri kapandı. Ticari işletmelerde kapanma oranı yüzde 94 seviyesine çıktı.
Küçük işletmelerin faaliyet gösterdikleri ekonomik alanlara bakıldığında ise en yoğun kapanmaların, toptan ve perakende ticaretle uğraşan iş yerlerinde olduğu görüldü. Tarım dışı istihdamın deposu olarak görülen toptan ve perakende ticaret yapan iş yerlerinde kapanma oranı yüzde 148,1'e çıktı. Bu alanda 2008 yılının Ocak-Mayıs döneminde 11 bin 271 ticari firma açılırken, kapanan ticari firma sayısı 16 bin 694 oldu.

Ekonomik bozulmadan ikinci sırada etkilenen küçük işletmeler tarım sektöründe faaliyet gösterenler oldu. Daha çok hane şeklindeki işletmelerden oluşan Türkiye tarımı son yıllarda uygulanan destekleme politikaları nedeniyle sürekli kan kaybederken, 2008 yılının 5 aylık döneminde firma haline gelebilmiş olan tarım işletmeleri de kötü etkilendi ve kapanma oranı yüzde 137,7 oldu.

KAYNAK: MynetHaber

Sarkozy ’Fransa nasıl büyür’ raporu hazırlattı, içinden Türkiye çıktı

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin ’Büyüme gelmezse ben giderim’ sözünü tutmak için Jacques Attali’ye hazırlattığı raporun ikinci sayfasında Türkiye adres gösterildi."Yüzde 11’lik kalkınma gösteren Türkiye ucu bucağı olmayan bir pazar ve büyük potansiyel" denilen rapor ’Fransa’nın Türkiye’ye ve AB üyeliğine bakışı değişir mi’ tartışmasını başlattı

GöREVE geldiğinde "Büyüme gelmezse ben giderim" diyen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy bu sözünü tutmak için Mitterrand’ın 16 yıllık ekonomi danışmanı Jacques Attali’yi bir rapor hazırlaması için görevlendirdi. Büyümenin önündeki engellerin araştırılması için 43 kişilik bir komisyon kuran Attali sonunda raporu tamamlayıp teslim etti. Attali raporunun ikinci sayfasında Türkiye adres gösterilerek, "Yüzde 11’lik kalkınma gösteren Türkiye ucu bucağı olmayan bir pazar. Nüfusunun üçte ikisi 25 yaşın altında olan Türkiye büyük potansiyel taşıyor" denildi. Raporda Afrika ve ve Latin Amerika’nın yıllık yüzde 5 büyüdüğüne dikkat çekilirken, çin,Hindistan ve Rusya da potansiyeli ile dikkat çeken ülkeler arasında gösterildi.MEKTUPLA YARDIM İSTEDİ: Büyüme hedefi koyduğu Fransa’nın global krizden etkilenmesini engellemek isteyen Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Jacques Attali’den yardım talebini bir mektup ile yaptı. 1 Ağustos 2007 tarihli mektubuna hükümetinin rekabet ve büyüme potansiyeli açısından acı çektiğini belirterek başlayan Sarkozy, sorunları şu şekilde sıraladı: "AB ülkelerinde büyüme yüksek. İşsizlik ise düşüyor. Bizde mesleki eğitimde problemler var. Araştırma eforu yetersiz kalıyor. Sosyal mobilite düşük ve zaman içinde rant birikimi oluştu. Fransa rötar yapıyor. Dünyadaki konumu tehlikede." BAKANLIKLAR EMRİNİZDE: Fransa’daki büyümenin nasıl artırılabileceğinin incelenmesini talep eden Sarkozy, Attali’den Fransa’nın küresel ekonomiye entegrasyonunun sağlanabilmesi için engellerin nasıl kaldırılabileceğini araştırmasını istedi. Mektubunda "Bir reform süreciyle ilgili tüm öneri ve önlemler için Bakanlıklar emrinizde" diyen Sarkozy bu iş için farklı ekonomik ve sosyal duyarlılıkları olan bir komisyon oluşturulmasını talep etti. 43 kişilik bu komisyon Ekim ayında ara raporu, Aralık sonunda da nihai raporu Sarkozy’ye teslim etti.çOĞUNLUK TüRKİYE DEDİ: Raporun ikinci sayfasında Türkiye ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi önerisi götüren komisyon öğretim üyelerinden bankacılara, özel sektör çalışanlarından sivil toplum örgütlerine kadar çok sayıda kişiden oluşuyor. Raporda Türkiye’nin önerilmesi de hem komisyonun çoğunluğunun bu fikri onayladığını gösteriyor. Hem de AB ve siyasilere mesaj olarak yorumlanıyor. Fransa’da krizlere karşı rapor geleneği bir tampon görevi görüyor. Tartışmalara bir komisyon kararı ile nokta koyan devlet adamları, hazırlanan raporlara da harfiyen uymaya çalışıyor. Bu son rapor da ’Fransa, Türkiye’nin AB üyeliğine yeşil ışık yakar mı’ tartışmalarını gündeme getiriyor. Türban sorunu da raporla çözülmüştüFRANSA’nın krizlere yönelik rapor yöntemi ekonomik kalkınma raporu ile sınırlı değil. Bundan önce de liselere türban ile girilmesi konusunda çıkan tartışmalar hazırlanan bir rapor ile çözümlenmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ’Liseler 18 yaş altı bireylerden oluşur. Dinsel semboller ideolojik saplantı yapabilir. Türban, haç gibi her türlü dinsel obje yasaklanmalıdır" diyen Stassi raporuna dayanarak tartışmalara son vermeyi başarmıştı. Bu metodun başarılı olması raporlamayı bir yöntem haline getirdi.Fransa’yı büyütecek 8 hedef ve 20 karar
1. HEDEF: Gençlik bilgi ekonomisine ve risk almaya hazırlanacak.İlkokullarda dil, okuma, İngilizce ve bilgisayar kullanımını mümkün kılınmalı.
10 büyük kampus açılmalı.
2. HEDEF: Fransa dünya ekonomisinin büyümesine katkıda bulunacak ve şampiyon olacak.
Nanoteknoloji, dijital gibi geleceğin alallarında iyi yer kapılması sağlanmalı.
50 bin kişiden az nüfuslu maksimum çevresel şartlara sahip 21’inci yüzyılın şehri oluşturulmalı.
Evlere yüksek bantlı iletişim imkanı sağlanmalı.
Mali merkezler, limanlar, havalimanları gibi tüm altyapı geliştirilmeli.
3. HEDEF: Fransız firmaların rekabet gücünü artırmak.
Dolaylı ve dolaysız vergilerin kolaylıkla toplanması sağlanmalı ve küçük şirketler için basit vergi yapısı oluşturulmalı.
20 işçiden az kişi çalıştıran şirketlerin yönetim mekanizması için ajans oluşturulmalı.
4. HEDEF: Tam istihdam sağlanacak.İşçi ve patron sendikalarının temsil mekanizması modernleştirilmeli.
Gençlerin istihdamı için harekete geçilip her yıl işe alımların istatistik sunumu çıkartılmalı.
İşgücü maliyeti azaltılmalı.ücretli çalışanların istediği yaşa kadar çalışmasına izin verilmeli.
5. HEDEF: Rant ayrıcalıkları kaldırılıp sosyal hareket teşvik edilecek.
Ticari faaliyetlerde fiyat serbestisi dahil olmak üzere serbestik sağlanmalı.
Rekabeti sınırlandırılmış meslek alanları rekabete açılmalı.
Uluslararası ve ülke içinde coğrafi yer değiştirme imkanları kolaylaştırılmalı.
6. HEDEF: Giderek artan bireylerin istihdamını kapsayan sorunlara çözüm getirilecek.
İş arayanların tabi tutulduğu mesleki eğitimler bir kontrat altında yapılmalı ve katılanlara ücret ödenmeli.İş akitlerinin anlaşmalı bozulması kolaylaşmalı.
7. HEDEF: Kurumsal yönetim büyüme hizmetine sunulacak.
Kamu hizmetleri bağımsız kuruluşlarca yönlendirilmeli ve denetlenmeli.
4 idari kademe üçe düşürülmeli.
8. HEDEF: Şimdiki hayat düzeni gelecek nesillerin gelirinden çalınarak kurulmayacak.
Her yıl bütçe harcamalarının milli gelirdeki payı yüzde 1 azaltılmalı.


KAYNAK:Hürriyet, 07-02-2008 07.20 (TSİ)

17 Haziran 2008 Salı

AB'den 2 ileri,1 geri

Türkiye'de siyasi krizin iyice tırmandığı bu günlerde Dışişleri Bakanı ve Baş Müzakereci Ali Babacan'ın katılımıyla Lüksemburg'da yapılan Türkiye-AB Hükümetleraras Konferans'ta "Şirketler Hukuku" ve "Fikri Mülkiyet Hukuku" olmak üzere, iki başlık daha müzakereye açıldı. AB Dönem Başkanı Slovenya'nın Dışişleri Bakanı Dimitrij Ruppel'in de hazır bulunduğu Lüksemburg'daki konferansta iki başlık daha müzakereye açıldı. Böylece, Slovenya Başkanlığı sona ermesine iki hafta kala düzenlenecek konferansta her başkanlık döneminde iki fasıl açılması, adeta gelenek hale getirilmiş olacak. Ankara'nın birçok faslın teknik olarak müzakereye hazır olduğunu belirtmesine karşın AB tarafı, son dönemde her dönem başkanlığında iki başlığı açmakla yetiniyor. Böylece, Türkiye'nin müzakere süreci önemli ölçüde yavaşlatılmakla birlikte yine resmen sürdürülüyor. Geçen Perşembe günü Brüksel'de toplanan AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), Türkiye ile iki faslın daha müzakereye açılmasına onay verdi. Böylece, açılan başlıkların sayısı, 8'ye çıkacak. Lüksemburg'da Türkiye ile birlikte Ekim 2005'de üyelik müzakerelerinin resmen açılan Hırvatistan ile de Hükümetlerarası Konferansı yapılacak. Ancak Hırvatistan'ın müzakere süreci, Türkiye'ye göre çok daha hızlı ilerliyor. Nitekim, şimdiye kadar
18 başlığı açan Hırvatistan'ın gelecek yıl katılıma hazır olacağı ifade ediliyor.

Bir başlık geçici kapatıldı

Türkiye, şimdiye kadar açılan 6 başlıktan sadece 2006 yılının ilk yarısında Avusturya Dönem Başkanlığı sırasında açılan "Bilim ve Araştırma" faslının geçici olarak kapatılmasını sağladı. 2007 yılının ilk altı ayında Almanya'nın Dönem Başkanlığı sırasında "İşletmeler ve Sanayi Politikası", "İstatistik" ve "Mali Kontrol" olmak üzere üç başlık daha açıldı. Bunun ardından Portekiz Dönem Başkanlığında "Tüketicinin ve Sağlığının Korunması" ve "Trans Avrupa Şebekeleri" fasıllarında da müzakereler başlatıldı. Buna karşın, Türkiye'nin limanlarına Rumlara açmadığı gerekçesiyle sekiz başlık, Aralık 2006'daki AB Zirvesi'nde donduruldu. Buna ek olarak Fransa, müzakereleri engellemeyeceğini her fırsatta vurgularken yine "imtiyazlı ortaklık" seçeneğini de öngörmediği gerekçesiyle beş başlık açılmasını veto etmeyi sürdürüyor.

KAYNAK: http://internethaber.com/news_detail.php?id=145630

14 Haziran 2008 Cumartesi

Humeyni'yi Seviyorum,Atatürk'ü Sevmiyorum...

Fatih Altaylı: Sizin Facebook'ta bir siteniz mi var? Kevser adlı arkadaşımızın Facebook adlı paylaşım sitesinde İran devriminde Ayetullah Humeyni’nin fotoğrafları yer alıyor. Doğru mu?

Kevser Çakır: Bir tane fotoğrafı var evet. Evet, seviyorum ve saygı duyuyorum.

Fatih Altaylı : Ama o Şii . Humeyni’nin nesini seviyorsun?

Kevser Çakır: Şii olması önemli değil. Benim için Müslüman biri. Hümeyni’yi seviyorum.

Fatih Altaylı: Ama İran'da baskı rejimi var.

Kevser Çakır: Ama İran'daki rejimi ben desteklemiyorum

Fatih Altaylı: Ama kurucusu Humeyni.

Kevser Çakır: Humeyni’nin aynı görüşleri sahip olması anlamına gelmez bu. Ben Humeyni'yi seviyorum şahsen.

Fatih Altaylı: Sen seviyor musun?

Nuray Bezirgan: Evet seviyorum.

Fatih Altaylı: Atatürk’ü seviyor musun?

Nuray Bezirgan: Atatürkü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum.

Atatürk'ün yetkiyi padişahtan alırken yani saraydan alırken laik bir Cumhuriyet kurmak için aldığını düşünmüyorum. Halk o zaman islami değerler için savaştı. Nitekim Kurtuluş Savaşı’nın başlaması da Kahramanmaraş’ta Fransız askerlerinin Nene Hatun'un başörtüsüne uzanmasıyla olmuştur.

Fatih Altaylı: Maraş’la Erzurum’u birbirine karıştırdın.

Nuray Bezirgan: Her neyse. Maraş’ta Fransız askerleri bir kadının örtüsüne saldırıyor. Sütçü İmam buna karşı ilk ateşi açıyor. Böylelikle Kurtuluş savaşı başlıyor. Sonuçta cepheye cephanelik taşıyan kadınlar o dönemin insanları, o dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz hep Müslüman insanlar.

Fatih Altaylı: Peki bu ülkenin Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyen bir adamı niye Humeyni kadar sevmiyorsun. Bunu merak ettim. Eğer Atatürk olmasaydı burada belki de İngilizler vardı, Fransızlar vardı.

Nuray Bezirgan: Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı. Zaten mesele bu yani. İnsanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorlarsa benden Atatürk'ü sevmemi bekleyemezsiniz.

Kevser Çakır: Yani bir insanın ismi üzerinden ideolojik bir kurgu oluşturulmaya çalışıldığı için bunlar oluyor. İyi Bir asker. Bunu biliyoruz.

Fatih Altaylı: Bu ülkeyi düşmanlardan arındırma sebebi. En azından bir minnet duygun yok mu?

Kevser Çakır: İyi bir asker biliyoruz.

Fatih Altaylı: Bugün sizin savunduğunuz özgürlükçü, cumhuriyeti kuran sizin temsil ettiğiniz iradenin, bugün iktidar olmasına olanak veren de rejimi kuran da yine Atatürk değil mi? Camileri de kapatmamış.

Nuray Bezirgan: Benim fikirlerimİ savunucak parti kurulamaz Türkiye’de. Zaten bu yasak. Benim fikirlerimi herhangi bir parti savunmaya kalktığı zaman parti kapatılır.

Müslümanlar haklarını elde etmek için gece gündüz çabalarlar. Birileri gelir parlementonun azıcık bir özgürlük tanımlamasına bile Atatürk adına, Cumhuriyetcilik adına, demokrasi adına ne adına olursa olsun özgürlüklerimizi elimizden alır.

Ben tamamiyle özgür olduğum hak ve özgürlüklerimin kısıtlanmadığı bir sistem istiyorum.Mesela siz nasıl ki başörtülü hakim bir hanımdan rahatsız olacağınızı söylüyorsanız ben sizin, mesela bu fikrinizin temelde Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet'te bizlerin hep tehdit olarak sizlere sunulmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

Fatih Altaylı: Hayır ondan kaynaklanmıyor. Sizin “siz, biz” demenizden kaynaklanıyor.

Siz islami inançları sizin tarafınızda yaşamayan veya sizin gibi algılamayan insanları farklı görüyorsunuz. Sen, Recep Tayyip Erdoğan ve başkaları "siz- onlar, biz-onlar" dediğiniz zaman kendimi kötü hissediyorum.

Nuray Bezirgan: Sizin inancınız ne olduğu beni ilgilendirmiyor. Benim ilgi alanım değil. Kişi istediği dine sahip olur ya da olmaz yada dinsizdir. Bu benim size ikinci sınıf vatandaş olarak göreceğim anlamına gelmez. Ama Fatih Bey siz başörtülü bir hakimden rahatsız olduğunuzu söylüyorsunuz

Fatih Altaylı: Önyargılı olur diye rahatsız olurum.

Nuray Bezirgan: Tabii ki. Önyargınızın temelinde 85 yıldır yürütülen laik sistemin dayatmalarının olduğunu düşünüyorum. Biz hiçbir zaman özgür olamadık. Hiçbir zaman kendimizi ifade edemedik. Siz hiçbir zaman başörtülü bir hakim tarafından yargılanmadınız. Dolayısıyla bu şekilde düşünüyorsunuz.

Fatih Altaylı: Senin rejimden istediğin ne? Üniversiteye gitmen, kamusal alanda görev yapman dışında ne isteğin var?

Nuray Bezirgan: Ben başörtümle birlikte sosyal hayatta da var olmak istiyorum.

Video Linki: http://video.aol.com/video-detail/humeyniyi-seviyorum-ataturku-sevmiyorum/1455269975

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9151285.asp?top=1

Sezon Bitimi...

AEGEE-Ankara Uluslararasi Politika Çalışma Grubu olarak koskocaman bir seneyi bitirdik.Bir çok konuyu tartıştık,bir çok konuk ağırladık...Gelişmeler oldukça blogumuzdan konuları takip edebilir, olaylar hakkında yorumlarınızı iletebilirsiniz...

Mutlu bir tatil geçirmeniz dileğiyle.. :)

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Amerika'da Seçimler....



Barack OBAMA vs. Hilary Clinton












9 Mayıs 2008 Cuma

UPCG'de Bu Hafta...

İran...




ve



...Türkiye.

29 Nisan 2008 Salı

UPCG'de Bu Hafta...

Çin...


ve

...Türkiye.



16 Nisan 2008 Çarşamba

BM ve Türkiye



UPÇG 15.04.2008 tarihli toplantısında BM ve Türkiye konusunu konuştu. Türkiye'nin 2009-2010 dönemi BM Güvenlik Konseyi geçiçi üyeliğine adaylığı ana meselelerden biriydi. Türkiye daha önce 1951-1952, 1954-1955 dönemlerinde ve son olarak da 1961 yılında Polonya ile paylaştığı bir yıllık yarı dönemde BM Güvenlik Konseyi'nde yer almıştır.


BM Güvenlik Konseyi'nde yer almak neden önemli ve Türkiye 61'den bu yana neden hiç adaylığını koymadı soruları yanıtlanmaya değer gözüküyor. BM Güvenlik Konseyi, BM'nin dünya üzerindeki en kapsamlı ve en geniş üyeli uluslararası örgüt olduğu gözönüne alınırsa, BM'nin önemli organlarından biri olarak uluslararası arenada aktif ve belirleyici olabilmek isteyen her ülkenin bulunmak istediği bir yerdir. Türkiye'nin de bu anlamda bir iddiası olduğu söylenebilir. Ancak bunun gibi bir pozisyona aday olabilmek ve bu üyeliği etkili bir şekilde gerçekleştirebilmek aktif bir dış politika yapımı ve iç istikrar gerektirir-ki dış politikaya yoğunlaşılabilsin. Türkiye'nin dış politika yapımı ve uygulaması sorunlu gözükmekte, iç istikrar konusunda ise 61'den bu yana olan dönemle bir karşılaştırma yapıldığında ülkenin daha istikrarlı olduğunu söylemek mümkün. Her ne kadar Türkiye'de iç gündem günümüzde pek durgun olmasa da...

15 Nisan 2008 Salı

heleloy

heleloy ...